Liste Geri GÜNCEL JEOTERMAL KOMİSYON RAPORU

10.02.2017

R A P O R

            Efeler Belediyesi Meclisince, Jeotermal elektrik santrallerinin çevreye ve insan sağlığına olası zararlarını araştırmak için görevlendirilen, aşağıda imzaları bulunan biz komisyon üyeleri: Peşin hükümlü olmadan, elektrik enerjisine olan gereksiniminin farkında olarak. Ülkemizin ürettiği elektrik enerjisinin %51,49 nun ithal kaynaklar kullanılarak karşılandığının bilinci ve enerji bakımından dışa olan bağımlılığımızın azaltılması, yenilenebilir, çevreyi kirletmeyen, yerli enerji kaynaklarının devreye sokulmasının gerektiğine olan inancımızla çalışmalarımıza başladık. (Ek-1)

            21.09.2016 tarihinde yaptığımız ilk toplantımızda, Jeotermal enerji hakkında literatüre geçmiş bilgileri, Ülkemizin enerjiye olan ihtiyacının nasıl karşılanabileceği hakkında yazılmış yazıları, araştırmaları derleyip inceledik. Jeotermal elektrik santralleri ile ilgili çalışmalar yaptığını düşündüğümüz kuruluşlara yazılar yazılmasına, varsa raporlardan örnek gönderilmesi-ni istedik. Kentimizde kurulmuş, su soğutmalı ve hava soğutmalı santrallerde incelemeler yapılmasına ve jeotermal enerji ile ilgisinin olduğunu düşündüğümüz kuruluşları ziyaret edip yetkililerle yüz yüze görüşme kararı aldık. Aldığımız karar doğrultusunda;

          1-İlk ziyaretimiz, yeraltından çıkarılan akışkanın, su soğutmalı sistemle soğutulup re enjekte ederek elektrik üreten, Germencik İlçesinde kurulu santrale oldu. Santralde 29.09.2016 tarihinde incelemelerde bulunduk. Yetkilerle görüşmemiz sonucunda aldığımız notlarda;

            a-Su soğutmalı sistemlerde üretim için çekilen akışkanın, %12 oranında fire verdiği çıka-rılan akışkanın tamamının reenjekte edilemediğini firma yetkilisinin açıklamasından öğrendik.

             b-Akışkanla birlikte arzın derinliklerinden gelen ve yoğunlaştırılamayan (%98 i (Co2), kalanı Azot (N2), Hidrojen Sülfür (H2S), Metan, Amonyak(NH2), Argon (Ar) ve Radon) gazların; (Ek-2) suda yoğunlaşmaması ve yoğunlaştırılmasının güç olması nedeniyle mecrasına gönderilemeyip, Atmosfere salındığı ve Hidrojen Sülfür’ün zehirli olmasına rağmen, küçük oranda olması nedeniyle sadece koku yaydığı, akışkanın soğutulması sırasında oluşan su buharının, yörede kurulu gölet ve barajlarda oluşan su buharıyla birleşince tarımsal ürünler üzerinde olumsuz etki yapabileceğini ifade eden firma yetkilileri, “ bölgede oluşan nemin; çoğunlukla baraj, gölet, sulama kanalları ve Büyük Menderes’ten kaynaklandığını kendi santrallerinden salınan buharın önemsenmeyecek derecede az olduğunu” söylediler ve Aydın Bölgesinde buharlaşmaya sebep olan mekânları ve buharlaşma miktarını gösterir bir belge sundular.(Ek-3)

          2-İkinci ziyaretimizi, hava soğutmalı ve Efeler İlçesi halkını kötü kokusuyla (çürük yumurta kokusu) rahatsız eden, İmamköy Mahallesinde kurulu hava soğurtmalı jeotermal santrale 5.10.2016 tarihinde yaptık.  Santralde yaptığımız incelemede ve yetkililerden alınan bilgilerden:

            a-“Hava soğutmalı sistemde yeraltından çekilen akışkanın tamamının reenjekte edildiği. Akışkanla gelen Co2, Azot ve Hidrojen Sülfür’ün yoğunlaşmaması ve suya karışmaması nedeniyle reenjekte edilemediğini. Hidrojen Sülfürün koku yaptığı ve bu kokunun Efeler ilçesi halkını rahatsız ettiğini, kokunun giderilmesi için çalışmalar yürüttüklerini, Hidrojen Sülfürün zehirli bir gaz olduğunu da beyan ettiler. Hidrojen Sülfür’ün bacadan çıkan miktarın çok düşük oranlarda olması ( 1 ppm den az)nedeniyle canlılar üzerinde şimdilik tehlike arz etmediğini, Efeler İlçesine verdiği kokunun giderilmesi için çalışmalarını sürdürdüklerini” beyan etmişlerdir. Firma yetkilisi ayrıca komisyonumuza “Aydın genelinde yeni açılacak kuyuların rezervuar kapasitesi açısından sıkıntı yaratacağını, yeraltındaki jeotermal akışkanının miktarının azalacağını, akışkanı çıkarmak için pompa kullanılması gerekeceğini “ de açıklamıştır.

           b-Firma yetkilisine, Dünyada bu işin nasıl yapıldığı sorulduğunda aldığımız cevap; “Yurt dışında jeotermal kullanan ülkelerin santrallerini, yerleşim yerlerinden uzak bölgelerde kurduklarını, ayrıca o ülkelerde akışkanla çıkan ve akışkandan ayrışan gazlarda Co2 dışında başka bir gaza rastlanılmadığını” beyan ettiler.

           Literatürü taradığımızda,  Nurdan Yıldırım Özcan, Gülden Gökçen tarafından Buharkent Jeotermal sahasında yapılan, Jeotermal Elektrik Santralları ve Gaz Alma Sistemleri adlı çalışmanın sonuçlarına göre; akışkandan ayrışan ve yoğunlaşmayan gaz oranı Kızıldere sahasında % 10-21 dir. Oysa bu oranlar Yeni Zelenda’da %02, ABD de 1 dir. Yoğunlaşmayan gazlar çevreye zarar verdiği gibi santralların performansının da düşmesine neden olmaktadır. Ayrıca bu çalışmada Dünyadaki birçok ülkede “Atmosfere gaz atımı çevresel yasalarla sınırlandırıldığını” ayrışan gazların Atmosfere salınmasına izin verilmediğine açıkça vurgu yapılmıştır. (Ek-4)

         3-Hava soğutmalı Köşk İlçesinde Kurulu diğer bir santrali gezdiğimizde: Firma yetkiliklerin-ce; “santrallarının hava soğutmalı olduğunu, çıkan akışkanın aynen reenjekte edildiğini, belirttiler. Ayrıca akışkanla gelen, yoğunlaşmayan Co2 ve diğer gazların, atmosfere salınmayıp depolandığını, bunun için tesisler kurulduğunu Co2 in Meşrubat sanayii ile seralarda kullanıldığını” beyan etmeleri üzerine etrafta yaptığımız inceleme ve gözlemlerde akışkanla çıkan gazın atmosfere salındığını gösteren herhangi bir bacaya rastlamadığımız gibi diğer santrallarda duyduğumuz çürük yumurta kokusunu da duymadık.

            İncelemelerde bulunduğumuz üç santralin görevlileri:

             A-Jeotermal enerji ile elektrik üreten santrallerin yerleşim yerlerinden mümkün olduğu kadar uzakta kurulması gerektiğini,

             B-Yerin derinliklerinden çekilen ve çevreyi kirletmesi olası kimyasallar ve ağır mineraller içeren akışkanın bir damlasının dahi yeryüzüne bırakılmayıp, tabir yerinde ise “gün yüzü gösterilmeden” tekrar mecrasına reenjekte edilmesi gerektiğini,

            C-Akışkanla gelerek ayrışan ve yoğunlaştırılamayan ve maalesef Ülkemiz sahalarındaki akışkanda yüksek oranlarda olan gazların (Co2, Hidrojen Sülfür ve Radon vb. gazların) atmosfere salınmadan (yan sanayide kullanılabileceği, kullanılmasa bile tekrar mecrasına geri iletilebileceği) yok edilmesi gerektiğini açıkça söylediler. Yukarıda saydığımız üç kriter, aynen uygulandığında jeotermal enerjinin; yenilenebilir, çevre dostu ve milli enerji olarak kabul edileceğini de ayrıca belirttiler.

             Komisyon olarak, Efeler İlçesinin ve Aydın İlinin havasının, suyunun ve toprağının temiz kalmasında görevli ve sorumlu bulunan kurumlar ile ADÜ bünyesinde oluşturulan Jeotermal Uygulama Merkezi Başkanı, Ziraat Fakültesi Öğretim üyeleri dâhil, birçok kurum ve kuruluşu ziyaret ederek konu ile ilgili bilgiler aldık.  Yetkililerle yüz yüze yaptığımız görüşmeler sonunda edindiğimiz bilgi ve izlenimler aşağıdaki şekilde oluşmuştur.

          1-Aydın Ticaret Borsasına yaptığımız ziyarette Borsa Başkanı ve yetkililerce tarafımıza, jeotermal enerji ile ilgili brifing verilmiştir. Aldığımız brifingde:

             a-Jeotermal enerjinin şu anda kullanıldığı gibi kullanılması halinde, tarım ürünleri üze-rinde olumsuz etkiler yaratacağını, nitekim “organik incir” yetiştirmenin artık mümkün olmadığını ihraç edilen organik incirin iade edilmesiyle sabit olduğunu belirtmişlerdir. Tarafımıza, Germencik bölgesinde çıkarılan Jeotermal akışkanın incir üzerindeki etkilerinin araştırıldığı Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsüne sunulan Emrah Aslan tarafından hazırlanmış Yüksek Lisans Tezi ile Erbeyli İncir Araştırma Enstitüsünde görevli Dr. Sunay Dağ’ın konu ile ilgili Doktora tezinin sonuç kısmını içeren yazıları vermişlerdir. (Ek-5)

            2-Tarım İl Müdürlüğüne yaptığımız ziyarette ki, görüşmemizde İl Müdürü, Jeotermal enerjinin çok faydalı bir şey olduğunu, engellenmemesi gerektiğini ısrarla savunmuştur. Jeotermalin olumsuz etkileri ile akışkanın toprak üzerine bıraktığı kalıntıların Tarım İl Müdürlüğünce saptanıp saptanmadığı ve Jeotermal akışkanın tarım toprakları üzerinde bırakması olası ağır metal kalıntılarının araştırılıp araştırılmadığının tespiti için analiz yapılıp yapılmağı sorulmuştur.  Sorularımıza verdiği cevapta; bu konuda görev verilmediği için henüz analiz yapmadıklarını, görev verildiğinde yapacaklarını beyan etmiştir. Kendisine, jeotermal enerjinin zararları konusunda iki doktora tezi bulunduğunun hatırlatılması üzerine; “o tezler bölgesel olarak yapılmıştır. İl genelinde daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır.” Cevabını vermiştir. Ayrıca toprakları kirleten Jeotermal santral şirketlerine 12.5.2015 tarih ve 9347-0154 sayılı Bakanlık talimatı ile ceza uygulaması başlattıklarını sözlerine ilave etmiştir.

           3-Erbeyli İncir Araştırma Enstitüsüne gidilmiş,  kurum çalışanlarından, Dr. Sunay Dağ’ın, “Jeotermal Sularda Bazı Kirletici Parametrelerin Araştırması.” konulu Doktora tezinin olmasına karşın, “kendilerinde sadece Jeotermal enerjinin toprakları ve suları kirlettiğine dair mahallî çalışmalarının olduğunu bunun da havza bazına genelleyemeyeceğini” beyan etmişlerdir. Mahallî çalışmalarının sonuçlarını da temin etmek mümkün olmamıştır.

          4-Çevre ve Şehircilik Müdürlüğüne yaptığımız ziyarette, İl Müdürü, Çevreden sorumlu Müdür yardımcı ve yetkilerle yapılan görüşmede: Bizzat müdür tarafından, “jeotermal enerjinin zararlı değil faydalı olduğu, söylemiştir. İl Müdürü Bakanlıkça yayınlanan 2015 yılı Çevre Durum raporunda Efeler İlçesinin havasının kirli gösterilmesinin de “maddi bir hatadan kaynaklandığını yaptıkları girişim sonunda düzeltildiğini, esasında Efeler İlçesinin havasının kirli olmadığını” söylemiştir. Kendisine Jeotermal enerjiden kaynaklı hava kirlilik durumunun tespit edilip edilmediği sorulduğunda: “Türkiye’de tek olan seyyar ölçüm cihazının Aydın Germencik’ te bir ay kalarak ölçümler yaptığını şu anda Aydın Arkeoloji Müzesinin bahçesinde ölçümlemelere devam ettiğini, talep ettiğimiz takdirde ölçüm sonuçlarını verebileceğini” söylemiştir. Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü sorumluluk alanında kaç adet denetlenmesi gereken müessese olduğu ve kaç personelle denetledikleri sorulmuş; “ Kontrolle görevli olduğumuz 700 işletme var bunları da 11 (onbir) elemanımızla denetlemeye çalışıyoruz.” Cevabını vermiştir. Görüşme sonunda ayrılırken, kendisinden bize verebileceğini söylediği ölçüm raporları ile 2015 yılı Çevre Durum Raporu istenmiş,  istediklerimizi “Bakanlığa sormadan veremeyeceğini, resmi yazı yazmamızı” istemesi üzerine resmi yazı yazılmış istenen belgeler, rapor yazıldığı ana kadar Efeler Belediyesine gönderilmemiştir.

           5- Komisyon üyeleri olarak “Yatırımı İzleme ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığına” yap-tığımız ziyarette. Kuruldan sorumlu vali yardımcısı tarafından karşılandık. Kendisi ile yaptığımız görüşmede; “ Yatırımı İzleme Koordinasyon Kurulu’nun Bakanlıkça belirlenen jeotermal sahaları Bakanlığın talimatı ile ihaleye çıkardıkları ve ruhsatlandırdıklarını” beyan etmişler, sahalarla ilgili inisiyatif kullanma yetkilerinin olmadığını, arama, sondaj ve kurulum aşmasına hiçbir şekilde karışamadıklarını”  açık olarak belirtmişlerdir. Rapor ekindeki (Ek-6) dökümü bulunan belgeye göre; Aydın genelinde 77 jeotermal sahası bulunduğu, bunlardan 43 üne arama ruhsatı verildiği 34 ünün de ihale aşamasında olduğu halen İl genelinde 26 santralin faaliyetini sürdürdüğü santrallerden toplam olarak 583 mw elektrik ürettiği anlaşılmıştır. Kurul yetkilisince bir sahifeden ibaret İlimizin jeotermal sahaların durumunu gösterir “İlimiz Jeotermal Ruhsat Sahaları ve Jeotermal Santraller” adlı belgeyi komisyonumuza vermiştir. Ek-6)

          6- Adnan Menderes Üniversitesi bünyesinde oluşturulan “Jeotermal Uygulama Merkezi” başkanı Prof. Dr. Cafer Turgut’a ziyarete gidilmiş, yapılan görüşmede:

               a- Kendisine, Jeotermal enerjinin çevreyi kirletmeyen, sürdürülebilir, milli bir enerji olarak kabul edilebilmesi için hangi şartlarda kullanılması? Gerektiği sorulmuş, alınan cevapta, “Jeotermal enerjinin sürdürebilir, çevreyi kirletmeyen, milli bir enerji kaynağı olması için; yeraltından çekilen akışkanın bir damlasının bile yeryüzüne bırakılmamasını, akışkanla birlikte çıkan ve gözle görülmeyen gazların da kesinlikle atmosfere salınmaması, mümkün olduğu takdirde sanayide kullanılması, kullanılamayan kısmının da geri mecrasına gönderilmesi” gerektiği cevabını vermiştir.

                 b-Söylediklerinizin uygulanması için ne yapılması gerektiği sorusuna; “Yasada belirtilen kaynak koruma alanlarının yerin üstü için de uygulanabileceğini, böylece kentlere yakın santrallerin kurulumunun da önüne geçileceğini.” “Hava soğutmalı sistemlerde akışkanın reenjekte edilmesiyle yetinilmemesini, akışkanla çıkan ve ayrışan gazların da reenjekte edilmesi ya da sanayide kullanılması gerektiğini”, “santralların yerleşim yerlerinden mümkün olduğu kadar uzakta kurulmasını” özellikle tekrar vurgulamıştır.               

              c-Akademisyen olması nedeniyle kendisine Diğer ülkelerdeki jeotermal santrallerin kurulumunun nasıl olduğu sorulmuş, “Tahsil hayatını Almanya’da tamamladığını, orada çıkan jeotermal akışkanda gaz olarak sadece su buharının çıktığını, bizdeki gibi değişik gazların çıkmadığını, bunun da arzın derinlerdeki yapıdan kaynaklandığını Avrupa kıtasındaki akışkanlarda gaz değil su buharının olduğunu” beyan etmiştir.

           7-Jeotermal enerjinin kullanımı ile ilgili ellerinde belge, bilgi ve rapor bulunduğunu düşündüğümüz tüm kuruluşlara resmi yazılar yazılmış alınan cevaplarda:

              a-Türk Tabipleri Birliği Aydın Tabip odası başkanlığının cevabi yazısında; Odalarının 09.01.2016 tarihinde yapılan “Aydın Çevre Kurultayı” nın düzenleyicilerinden olduğunu, kurul-tay sonuç raporunda imzalarının bulunduğunu. Ayrıca literatür bilgisinin derlenmesi için, ADÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD ile ADÜ Şehir Sağlığı Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi öğretim görevlilerinin görevlendirilmesi girişiminde bulunduklarını. Girişimleri sonunda 26.09.2016 tarihi itibariyle ADÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalından Prof. Dr. Pınar OKYAY ve Prof. Dr. E. Didem DEVECİ ’nin konunun araştırılması için görevlendirildiklerini bildirmişlerdir. Görevli öğretim görevlilerinin raporlarını hazırladıklarına dair bir bilgiye henüz ulaşılamamıştır. Aydın Tabip odasından gönderilen yazıda devamla; “ Aydın Çevre Kurultayı” sonuç raporunun da internet sayfalarından temin edilebileceğini belirtmişlerdir. Rapor indirilmiş ve değerlendirilmiştir. (Ek-7) Rapordaki, Aydın genelindeki kanser vakalarından kaynaklanan ölüm oranlarının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu belirlenmiş, kanser vakaların da Büyük Menderes Nehri civarında yoğunlaştığı vurgulanmıştır.

            b-T.C. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığına yazılan yazımıza verilen cevapta; “ Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığımızda; Jeotermal akışkanın insan sağlığına, doğaya ve bitkilere verebileceği zararların araştırıldığı tamamlanmış bir çalışmamız bulunmamaktadır.” Cevabı verilmiştir. Komisyonumuzca, bu konuda Büyükşehir Belediyesinin çalışma yapmamasını eksiklik olarak görmekteyiz.

            c-Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İncir Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevapta; “12.04.2016 tarihinde Enstitümüzde ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla Jeotermal Enerji, Tarım, Çevre ve İnsan Sağlığına Olan Etkileri Ortak Akıl Toplantısı düzenlenmiş rapor ekte gönderilmiştir.” Denilmiştir. Rapor incelendiğinde raporun; “Jeotermal Enerji, Tarım, Çevre ve İnsan Sağlığına Olan Etkileri Ortak Akıl Toplantısı Kararları” olduğu Toplantıya 8 kurumu temsilen, 27 kişinin katıldığı, katılımcıların tamamının Kamu kurum ve kuruluşları ile ADÜ Ziraat Fakültesi Dekanlığı ve Pamukkale Üniversitesi Denizli Teknik Bilimler Yüksekokulu olduğu görülmüştür. Raporun içeriğinden özetle; “Jeotermal enerjinin, kümülatif olarak çevre etkisinin değerlendirilmesinin gerektiği. İzlemenin de Bölgemizdeki Üniversiteler aracılığı ile yapılmasını. Düzenli izleme ve ölçümlerin yapılabilmesi için, hava, bitki, toprak, su kalitesi analizlerinin yapılabilmesi için Üniversite bünyesinde ya da Gıda tarım Hayvancılık Bakanlığı araştırma Enstitüsü’nün altında araştırma laboratuvarlarının kurulması gerektiği vurgulanmıştır. Jeotermal santrallerin konumlandıkları alanların, tarım alanları olması nedeniyle, tarım ürünlerine olası etkisinin araştırılmasının yanı sıra toprak ve sulama suyu kalitesinin de gerek yapılan yanlış uygulamalar, gerekse jeotermal akışkanın içeriğindeki kirleticilerce (bor, ağır metal radyonülidler v.b.) olumsuz yönde etkilenebileceği için, uygulamaların kontrollü yapılması, gerekli tesislerin inşa edilmesi ve denetlenmesinin uygun olacağı belirtilmiştir.   (…) Mevzuatın yetersiz kalan ya da eksik kalan kısımlarının (Su Kirliliği Yönetmeliği, Koku Yönetmeliği gibi) yeniden değerlendirilmesinin uygun olacağı,(…) Gerek tarımsal açıdan gerekse de çevre ve halk sağlığı açısından toprak, su ve havadaki kirletici değeri ve limitlerin ortaya çıkarılması için detaylı analizlerin, düzenli ve sürekli takip edilmesi gerektiği,(…) Kuyu test aşamasında, akışkanın sıcaklığı soğutma kuleleri vasıtasıyla limit değerlerin altına düşürüldükten sonra, kapalı sistemle alıcı ortama verilmeli, (…) Bakanlıklar ( Gıda tarım ve hayvancılık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Enerji Bakanlığı) düzeyinde bölgede bir politika belirlenmeli; jeotermal uygulamalar gerçekleşirken tarımsal faaliyetler, çevre ve insan sağlığı konularının da olumsuz yönde etkilenmemesi adına tedbirler alınmalıdır.” (Ek-8)

           Yukarıda özetlemeye çalıştığımız rapor bize; devletin, devlet yetkililerinin jeotermal enerjinin insan ve çevre sağlığı üzerindeki olası zararlarını öngördüklerini, gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini de vurguladıklarını göstermektedir. Raporu düzenleyen kurumlar aynı zamanda tedbirleri alma konumunda olan İl ve havza bazında görevli en yüksek devlet kurumlarıdır..

            8-Efeler Ziraat Odası Başkanlığına yazılan yazımıza verilen cevapta; Aydın Ziraat Odaları İl Koordinasyon kurulu bünyesinde oluşturdukları “Jeotermal Komisyon” nun, Başkanı Naim Özdamar tarafından hazırlanan, Araştırma raporu ile Erbeyli İncir Araştırma Enstitüsünde görevli Dr. Sunay Dağ’ın “ Jeotermal Sularda Bazı Kirletici Parametrelerin Araştırılması” konulu tez çalışmasının sonuç bölümünü sunduklarını belirtmişlerdir. Ekli raporların incelenmesinde: Dr. Sunay Dağ’ın tezinin sonuç kısmını yazdığı; 3. 2. “Jeotermal Kirlilik Açısından Değerlendirilmesi” bölümünde özetle; “Jeotermal atık suyunun Büyük Menderes Nehri’ne karışması hem nehir ekosisteminde hem bölge ekosisteminde ciddi anlamda kirliliğe sebep olmaktadır. Jeotermal kaynakların yüzeye çıkması ile buhar fazındaki CO2,  H2S, CH4, NH3, vb. gazları ayırır ve sonuçta pH yükselmeye başlar. Zeminde sıcaklığın azalması, derişim ve pH’nın artması sıcak sulardaki kalsit, dolomit, klorür, sülfat, silisyum vb. maddelerin çökelmesine neden olur (Camgöz. vd. 2010) (…) Zaman süreci içinde toprak yapısını bozarak etkilediği alanları çorak bitkisiz bir konuma getirmektedir.(…) Bu güne kadar yapılan jeotermal çalışmalar sırasında elde edilen verilerin değerlendirilmesi sonucunda görülmektedir ki, sadece jeotermal potansiyelin ortaya çıkartılması yeterli olmayıp, bu enerjiden yararlanma ve geliştirme aşamaları da bilimsel ve teknik çalışmalarla desteklenerek gerçekleştirilmelidir. Böylece jeotermal sahalarımızda gereğinden fazla, bilinçsiz ve kontrolsüz sondaj yapılması önlenecek, üretimde besleme boşaltım dengesi gözetilerek jeotermal kaynağın yenilenebilirliği de korunmuş olacaktır (ETKB,2011). (…) Bölgedeki üretim tesisleri, yönetmeliklere uygun olarak jeotermal atık sularını, hiç nehre vermeden reenjeksiyon sistemini daimi olarak kullanırsa bölge ekosistemine daha az vererek jeotermal enerjiden yararlanılmış olunur. Belki şu ana kadar doğaya ve tarıma verilen zarar tam anlamıyla telafi edilemez ama en azından bu yöntemle bölge ekosistemi geri dönüşü olmayan bir yola girmekten kurtulur.” Tespitini yapmıştır.

            Naim Özdamar’ın araştırması sonucu hazırladığı rapor incelendiğinde; Araştırmanın Buharkent İlçesi ve yöresine ait olduğu, araştırmanın 5. Genel Değerlendirme bölümümün giriş paragrafında: “Jeotermal akışkanlar yenilenebilir enerji kaynağı olması ve kullanım genişliğinden dolayı son yılların en gözde alternatif enerji kaynağıdır. Jeotermal enerji her ne kadar çevre dostu olarak anılsa da yaygın ve bilinçsiz kullanımı nedeniyle ortaya çıkan sorunlar, araştırmaları jeotermal enerji tesisleri üzerine yoğunlaştırmıştır.” Demek suretiyle doğru bir tespitte bulunmuştur. Değerlendirme bölümüne, “Jeotermal kaynaklar yüksek çözücülüğü nedeni ile içerisinde çözünebilir tuzları ve ağır metalleri yoğun olarak bulundururlar. Bunlar çevredeki akarsu, yeraltı su kaynakları ve toprakları zamanla kirleterek onları kullanılmaz hale gelmelerine neden olurlar. Jeotermal kaynakların iyi bir çözgen olması sonucu içeriğinde ayrımlı oranlarda çözünebilir tuzlar ve ağır metaller yoğunlaşır. Kirlenen sularda canlı yaşamı için çok önemli olan fotosentez ve solunum işlevleri bozulur ve sonuçta toprakların dinamizmini sağlayan iyon dengeleri altüst olur. Jeotermal sular çevredeki hayvan, bitki ve tarımsal atıkların organik maddelerince yoğunlaşır (Camgöz 2010). Dolayısıyla bölge ekosistemine telafisi güç zararlar verir. Toprak ve bitki numunelerinde yüksek çıkan ağır metal derişimleri, tuz, pH değerleri bu yargıyı kanıtlar niteliktedir. (…) Ülkemizde oldukça bol rezerve sahip jeotermal akışkanların doğru kullanılması, reenjeksiyon sisteminin de vazgeçilmez kılınması şarttır. Aksi halde bir süre sonra ekili–dikili araziler yok olarak yöre tarımdan uzaklaşacaktır.” Diyerek Görüşlerini tamamlar. (Ek-9)

          Komisyon olarak yaptığımız, gözlemler ve yazışmalar sonunda ulaştığımız belge ve bilgilerin değerlendirilmesinde: Jeotermal akışkan ve jeotermal enerji ile doğrudan ilgisi bulunduğunu düşünüp ziyaret ettiğimiz kurum yetkilileri ve jeotermal santral görevlilerinin verdiği bilgi, belge ve beyanlarından. Elimizde bulunan ve incelediğimiz tez çalışmalarından. Dünyadaki jeotermal santrallerin kurulu olduğu ülkelerin uygulamalarından ve elde ettiğimiz Yeni Zelenda’ nın 1961 tarihli ve en son 2013 yılında revize edilmiş jeotermal yönetmeliğinden (Ek-10). Çıkardığımız sonuçlar, aramızda görüşülmüş, tartışılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmelerimiz sonucun-da komisyonumuzda rapor tanzim edebilecek kadar yeterli bilgi ve kanaat oluşmuştur.

            DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER:

             Her şeyden önce jeotermal enerji ile ilgili bilgi kirliliğinin oluştuğunu, bilimsel hiçbir temele dayanmadan, jeotermal karşıtları ile jeotermal yanlılarının beyanlarının basında ve sosyal medyada yer alması sonucu halkımızın kafasının karıştırıldığını, yanlış bilgilendirildiklerine tanık olduk. Santral yetkililerinin iddia ettiği gibi Jeotermal enerjinin çevreyi kirletmeyen, sürdürülebilir enerji olarak kabuk edilebilmesi için; öncelikle, Dünya ülkelerinde olduğu gibi jeotermal elektrik santrallerinin yerleşim yerlerinden yaşamı engellemeyecek kadar uzağa kurulması gerekir. Çıkarılan akışkanın bir damlasının dahi yeryüzüne bırakılmaması şattır. Ayrıca akışkandan ayrışarak oluşan, içeriğinde gözle görülmeyen ama çevreye zarar verdiği iddia edilen; Karbondioksit, Hidrojen sülfür, Argon, Amonyak, Azot, Metan ve Radon (Ar, Co2, H2S, P,N2, Rn, CH4) gazlarının Atmosfere salınmayıp tekrar geriye reenjekte edilmesi ya da depolanıp sanayide kullanılması gerekmektedir. Bu şartlar yerine getirildiğinde Jeotermal enerji çevre dostu sürdürülebilir ve yenilenebilir, enerji olarak kabul edilir. Karşı olanların iddia ettikleri gibi halk sağlığını tehdit ettiği, kanser vakalarını arttırdıkları iddiası ise ADÜ bünyesinde, Halk Sağlığı Kürsüsünde oluşturulan kurulun, çalışmaları sonunda “Literatür bilgisinin derlenmesi”  ile kesinlik kazanacaktır.

             Bizim yukarıdaki tespitlerimizin, Aydın insanını, havasını, suyunu, toprağını ve ekosistemini korumakla görevli ve yetkili olan ortak akıl toplantısına katılan kuruşlarınca da gayet iyi bilindiği, Erbeyli İncir Araştırma Kurumu tarafından Efeler Belediyesine gönderilen 27.09 2016 tarih ve 81179664-050.06-1128 sayılı yazıları ekindeki “Jeotermal Enerji, Tarım, Çevre ve İnsan Sağlığına Olan Etkileri Ortak Akıl Toplantısı”nda alınan karardan anlaşılmaktadır. Ortak akıl Toplantısında alınan kararlardan, jeotermal enerjinin, çevre ve insan sağlığı üzerindeki olası zararlarının azaltılması ya da ortadan kaldırılması yönünde önlem alınması, santrallerin iyi denetlenmesi için alınan ve tavsiye niteliği taşıyan kararlar, her nedense hayata geçirilememiştir. Kararlar hayata geçirildiği takdirde jeotermal enerjiden elde edilen elektrik enerjisi; çevre dostu, sürdürebilir ve yenilenebilir enerji olacaktır.

           Literatür araştırmasından edindiğimiz, bilgilere göre; “Henüz tam ve kesin olarak kanıtlanmamış olsa bile bilim insanları; usulünce kullanılmayan jeotermal enerjinin şu sakıncaları olabileceğini belirtmektedirler:

        Kimyasal kirlilik; akışkanın bünyesinde bulunan; Kadmiyum, Arsenik, Bor vb. ağır metaller ile Co2,CH4, H2S, NH3, H ve N2 gibi gazların ortama verebileceği zararlar.

       Termal kirlik; 150 derecenin üzerindeki akışkanın çevreye ve sulara vereceği zararlar.

        Yeraltı sularını etkilemesi; akışkanın yeryüzüne çıkarılması sırasında yeraltı sularına karışması ve kalitesini bozması olasılık dâhilindedir.

         Deprem yapma etkisi; Akışkanın çekilmesiyle oluşacak basınç ve sıcaklık değişimlerinin deprem olasılığını artıracağı” ileri sürmekteler. (Ek-11 )Bu iddiaların doğruluğunu ya da yanlış olduğunu araştırıp ortaya koymak akademisyenlerin görevlerindendir. Ama ne yazık ki bu güne kadar İlimizdeki faylarda üniversiteler tarafından yapılmış herhangi bir çalışmaya, araştırmaya rastlayamadık. Oysa Dünya bilim insanlarınca yapılan araştırmalarda; “Jeotermal alanlarda, üretim ve reenjeksiyon işlemleri sırasına yöre faylarının uyarabileceği, bu vakalarda Richter ölçeğine göre büyüklükleri 3’ün altında mikro depremler yaratabileceği saptanmıştır. Bu depremler insanlar tarafından hissedilmez. Büyük depremleri tetikleyebileceği yönündeki bilgilere henüz rastlanmamıştır. Konu bilim insanlarınca detaylı olarak araştırılmaktadır.” Türkiye Cumhuriyeti Üniversitelerince de araştırılmalıdır.

           Komisyonumuzun edindiği bilgiler ışığında yapılması gerekenler:

           A-Yaptığımız araştırmada diğer ülkelerin standartlarına uygun olmayan, Jeotermal Yasası ve Jeotermal yönetmeliğinde, dünya ülkelerinin Jeotermal yasaları ve yönetmelikleri karşılaştırılıp, yasamızın tekrar düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Yasal düzenlemeler yapılırken, halkın sağlığı ve bölgenin ekosistemi ile endemik bitkileri araştırılmalı; jeotermal enerjinin bitkiler, hayvanlar ve insanlar üzerindeki olası etkileri göz önüne alınmalıdır.

            B-İlimizde kurulmuş olan santraller, Dünyadaki örnekleri gibi inşa edilmiş olsalar da, (su soğutmalılar hariç) santrallerin iyi denetlenmeli, faaliyetlerinin yasa ve yönetmeliklere uygunluğu kesin olarak sağlanmalıdır. Santrallerde yer altından çekilen ve ıssından faydalanılan akışkandan bir damlasının dahi yeryüzüne bırakılmaması ve mecrasına aynen reenjekte edilmesi gerekir. Akışkandan çıkışta ayrışan, gözle görülmeyen çoğunluğu Co2 olmasına rağmen içinde insan ve çevre sağlığı için tehlikeli olan gazların, bir katresinin bile Atmosfere salınmaması, Dünya’daki diğer jeotermal santrallerde yapıldığı gibi yok edilmesi gerekir.

           C-İlk sondaj çalışmalarında diğer ülkelerde olduğu gibi, sondaj çalışmalarını denetleyecek Devlet görevlilerinden oluşan uzmanların (Jeotermal müfettişleri) bulundurulması, sondajla çıkan akışkanın depolanıp reenjeksiyon kuyusu açıldığında reenjekte edilerek, çevrede bırakılmaması. Santrallerin faaliyetleri sırasında yapılacak denetimlerde, Devlet görevlilerinin yanında, konuyla ilgili uzman sivil toplum örgütlerince oluşturulacak bir heyetin de hazır bulunması gerektiğine inanıyoruz.

          D-Türkiye’de en zengin ve en fazla jeotermal enerjiye sahip İlimizde; ADÜ bünyesinde “Jeotermal Enerji Kürsüsü” mutlaka kurulmalıdır. Kürsünün kurulmasını temin için tüm Milletvekillerimizi, duyarlı olamaya ve göreve davet ediyoruz. Kurulacak kürsünün bünyesinde oluşturulacak laboratuvarda Kentimizin günlük, aylık ve yıllık; toprak, su ve hava analizleri yapılmalı, arşivlenmeli jeotermal enerjinin etkileri araştırılmalıdır.  Elde edilen sonuçlar, ADÜ Tıp Fakültesi Dekanlığı Halk Sağlığı Ana Bilim dalı bünyesinde oluşturulan ekibin çalışmaları ile birlikte kamuoyuna açıklanmalıdır.

          E- jeotermal akışkanın, insan sağlığına, havaya, suya, toprağa ve ekosisteme verebileceği olası zararlar bilim insanlarınca, bilimsel yöntemlerle tam olarak saptanmasına zaman geçirilmeden başlanılmalıdır. Gerekli saptamalar, çalışmalar ve araştırmalar sonuçlanıncaya kadar yeni sahaların açılmaması, mevcut sahaların ihaleye çıkartılmamasının gerektiğine inanıyoruz.

         SONUÇ:

           Enerji bakımından dışa bağımlı olan ülkemizin, elektrik enerjisi elde edebilmek için; milli, çevre dostu, yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ihtiyacının bilincindeyiz. İnsanlığın elektrik enerjisine olan bağımlılığını ve onsuz yapamayacağının da farkındayız. Enerji elde edilirken, mevcut ekosistem yok ediliyorsa, insan ve hayvan sağlığına zarar veriliyorsa o tür enerjinin faydasından çok zararı olduğunu düşünüyoruz. Elektrik enerjisi elde etmenin başka yolları olduğu gibi, üretilen elektriğin de ekonomik kullanılmasının,  elektrik elde etmek için harcanan çabalar kadar değerli olduğuna inanıyoruz.

          Yaptığımız araştırmalar resmi kurumlarla olan yazışmalar, elde edilen raporlar,  akışkanın ve yoğunlaşmayan gazların olası zararlarını araştıran bilimsel tezler ile yabancı ülkelerin uygulamaları bizlere göstermiştir ki, sorunlar, İlimizde kurulu jeotermal santrallerden elektrik elde etmek için uygulanan yöntemlerden değil. Yasal mevzuattaki boşluklardan, sondaj çalışmalarını yapanların, santralleri kuranların uygulamalarından ve denetlemelerin yeterli yapılmamasından kaynaklandığını müşahede ediyoruz.

            Efeler İlçesinde yaşayan her insanın, aylardır duyduğu “çürük yumurta kokusu” akışkanla çıkarken, akışkandan yeryüzünde ayrışan hidrojen sülfür gazının kokusudur.

            Teknoloji aynı olmasına karşın, havaya ve doğaya verilmemesi gereken akışkanı reenjekte etmeyip, gözle görülmeyen, içerisinde insan sağlığı için zararlı olan gazları bertaraf etmeyip atmosfere salmaktadır. Yasal yöntemleri göz ardı ederek işletilen, İlçemizde kurulu jeotermal elektrik santrali bu haliyle çevre kirliliği yaratmaktadır. Komisyonumuzda, bu haliyle çalıştırılmaya devam edilmesi halinde İnsan sağlığına zarar vereceği şeklinde kanaat oluşmuştur. Bunun yanında:

          Mevcut sahaların; kurulacak olan jeotermal tesislerin çevre ve insan sağlığına olası etkileri bilimsel olarak araştırıldıktan sonra geliştirilmesi ve atıl durumda olan sahaların elektrik üretimi dışında seracılık, termal otel işletmeciliği ve turizm, konut ısıtması, sanayi, gıda kurutma gibi farklı sektörlerce kullanılması teşvik edilmelidir.

         Aydın valiliği tarafından, sivil toplum örgütlerinden, toplumun her kesiminden ve ilgili kurumlardan gelen Jeotermalle ilgili şikâyetlerin, sorunların tespit edilip, değerlendirileceği, bir birimin kurulması, sorumun çözümü için jeotermalden elektrik üretimi yapan bütün firma temsilcilerinin, ilgili kurum, kuruluş ve STK temsilcilerinin yer aldığı geniş katılımlı toplantıların yapılması gerekliğine inanıyoruz.

         Sayın Meclis’e ve Kamuoyuna saygılarımızla.

 

        İsmail Türkbay                                    Fikri Aydın                                       Nedim Ünal

 Belediye Meclisi Üyesi                     Belediye Meclisi Üyesi                    Belediye Meclisi Üyesi

    Komisyon Başkanı                               Komisyon Üyesi                                   Komisyon Üyesi

 

        Etem Yeşilyurt                                   Ahmet Ünveren                                Özcan Petekkaya

   Belediye Meclisi Üyesi                    Belediye Meclisi Üyesi                       Belediye Meclisi Üyesi

        Komisyon Üyesi                              Komisyon Üyesi                                    Komisyon Üyesi 

 

EKLER:

Ek-1: Türkiye Elektrik üretiminde, kullanılan enerjinin payları 

Ek-2: Su soğutmalı Firma tarafından verilen belge

Ek-3: Su soğutmalı Firma tarafından verilen belge

Ek-4: Nurdan Yıldırım Özcan, Gülden Gökçen Jeotermal Elektrik Santralları ve Gaz Alma

          Sistemleri.

Ek-5:Emrah Aslan’ın Yüksek Lisans Tez çalışması ve Dr. Sunay Dağ’ın “İncirde Verim ve kalite

      Üzerine jeotermal Enerji Tesislerinin Olası Etkilerinin Belirlenmesi” isimli doktora tezinin

      Sonuç bölümünü içerir bir sahifeden ibaret yazı.

Ek-6: Yatırımı İzleme Koordinasyon Kurumu Başkanlığınca gönderilen Aydın İlindeki jeotermal

      Sahaları, ihale edilenleri, ihaleye çıkarılacakları ve santrallerin sayısını gösterir çizelge.

Ek-7: Aydın Tabip Odası tarafından gönderilen “Aydın Çevre Kurultayı Değerlendirme Raporu”

Ek-8: Erbeyli İncir Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünce gönderilen “ Jeotermal Enerji, Tarım,

         Çevre ve İnsan Sağlığına olan etkileri Ortak Akıl Toplantısı Kararları” örneği.

Ek-9: Efeler Ziraat Odası Başkanlığı yazısının ekindeki Buharkent Ziraat Odası Başkanın Naim

          Özdamar tarafından hazırlanan araştırma raporu ile Dr. Sunay Dağ’ın  “Jeotermal Sularda

           Bazı Kirletici Parametrelerin Araştırılması.” tez çalışması özeti.

Ek-10: Jeotermal belediyeler Birliği tarafından hazırlanmış İzlanda Jeotermal inceleme raporu

            Ve Yeni Zelenda Jeotermal yönetmeliği.

Ek-11: Jeotermal enerjinin olası zararlarını anlatan bir sayfalık alıntı.

RAPOR VE İLGİLİ EKLERİ GÖRÜNTÜLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ